Yalnızlığın Kaderi

Bizler doğumumuzdan itibaren yalnızlığımızdan kurtulmanın yollarını ararız çünkü her şeyi kendimiz yapamayız ve yardıma ihtiyacımız olur. Önce aileyle sonra arkadaşlarla en son da hayatımızı değiştirecek bir sevgiliyle… Yazdığım kelimeler bile illa ki birini gözünüzün önüne getiriyordur onunla/onlarla geçirdiğiniz güzel anıları hatırlayıp bazen istemsizce mutlu oluyor küçücük saçma bir kelimeden dahi kahkahalara boğuluyor ve bazen de üzülüyoruz peki neden yalnızlığı tercih eder bazı insanlar? Açıkçası bu herkesin hayatının belirli bir aşamasında ortaya çıkan bir soru bunu fazlaca sebebi var aslında; genel olarak insanlarla uyum sağlayamayabilir yada buna mahkum edilmiş olabilir…

Nasıl mahkum olabilir insan yalnızlığa?

Düşünsenize birileriyle tanışıyorsunuz güzel anılar biriktiriyorsunuz ve sonrasında belki ölüm belki aldatmayla ayrılıyorsunuz, bunu fazlaca yaşayan birine ne olur siz düşünün! Önce insanlardan umudunu kesmeye başlar sonrasında ise her şeyi kendi yapmak zorunda kaldığı için iyice yalnızlaşır insanların birbirleri arasında olan ilişki ona saçma gelmeye başlar ancak şöyle bir şey var ki aslında bu insan yalnızlığa mahkum değildir yalnızlığa mahkum olduğunu sanar, kendi zihnini kendi korkularıyla hapseder sadece. Düşünsenize sizin alacağınız her güzel şeyin her an gidebilecek olma ihtimalini… Kulağa korkunç geliyor değil mi? Ancak hayatımızı güzel kılan yaşadığımız zamanın kıymeti değil midir? İnsanlar korkuyor; şuan gitmedi gelecekte gidecek, bundan sonra gidecek, gelmeyecek, sevmeyecek, reddedecek… Şöyle bir bakarsanız bu insanlar pesimistliğini hayatına uyarlıyor sürekli kendini en kötüsüne hazırlıyor hiçbir zaman iyi bir seçenek olmayacak şekilde, bundan ötürü risk almıyor, kazanamıyor, bir şeylere girişmiyor, sevilmiyor.

“İnsanlar sevilmek için yaratıldılar, eşyalar ise kullanılmak için. Dünyadaki kaosun nedeni; eşyaların sevilmeleri ve insanların kullanılmalarıdır.” 

Yalnızlığa mahkum olduğunu sananları aslında böyle bir bakınca anlayabiliyoruz hatta bazılarımıza mantıklı dahi gelebilir ancak bu insanların atladığı en önemli nokta ölümdür; kaçınılmaz gerçek, eninde sonunda bizi bulacak, pesimistleri haklı çıkaracak bir kıyamet! Hayatımız sonsuz ihtimallerle dolu. Yaşam ve ölüm hep olacaktır ve bunlar çoğunlukla bizim elimizde olmayacak ancak keyifli bir yaşamdan başka ne şansımız olabilir ki? Dedikleri gibi düşünelim kaybetme korkusundan ötürü yalnız kaldığımızı. Asla kaybetmeyeceğiz birini ama asla da kazanamayacağız onlar sayesinde olan anılarımız, gittiğimiz, gördüğümüz yerler olmayacak…

“Düşüncesiz bir tekdüzelik içinde geçmiş tüm yıllarımı, başarılı eylemlerle ve soylu, yüksek amaçlı risklerle dolu geçecek bir tek saatle değiştirmeye hazırım.” 

Hayat sizin, seçim sizin.