DALGA DALGA FEMİNİZM

Bir önce ki yazımda Feminizmin şu an bulunduğu konuma gelmesinin ne kadar uzun zaman aldığından bahsetmiştim. Bu yazımda Feminizmin tarihsel süreçlerine değineceğim.

Feminizm hareket olarak 3 temel dalgaya sahiptir. Fakat bu dalgaları açıklamadan önce biraz Feminizmi doğuran ön koşullardan bahsetmek istiyorum.

Feminizmin Ön Koşulları

Yine bir önce ki yazımda Christine de Pizan’ın Kadınlar Kentinin Kitabı isimli eserinin kadınların ezilmesinden bahseden ilk kitap olduğunu söylemiştim. Her ne kadar bu kitap kadınların ezilmesini dile getirmiş olsa da kadınların seslerini(ve özlerini) bulmaları uzun zaman aldı. Bu zaman için net bir şey söyleyemeyecek olsam da dönem içinde gelişen insan haklarıyla kadınların toplumdaki yerlerini sorgulamaya başladıklarını, çeşitli hak ve özgürlükten mahrum kaldıklarını fark ettiklerini ve en temelde aşağılanan ve dışlanan gruba dahil olduklarının bilincine vardıklarını söyleyebilirim. Öyle ki bu farkındalık 19.yüzyılın ikinci yarısında ve 20.yüzyılın başlarında “Birinci Dalga Feminizm”i getirmiştir ve o tarihlerde Feminizm gerçek bir hareket haline gelmiş ve toplum içerisinde yankılanmaya başlamıştır.

Birinci Dalga Feminizm

En temel anlamıyla Birinci Dalga Feminizimine kadınların erkeklerle eşit siyasi ve hukuki haklara sahip olma istemi diyebiliriz. Bugün dünyanın çoğu yerindeki kadınlar oy kullanma ve aday olabilme hakkına bu dalga ile kavuştu. Bu süreç İngiltere, Fransa ve Amerika gibi ülkelerde daha sistematik olarak gerçekleşti dersek çokta yanlış olmayacaktır.

*Mary Wollstonecraft*

Birinci dalga hareketin ilk örneklerini İngiltere’de kadınların toplum içindeki yerlerini sorgulamasıyla başladı. Bu konuda belki de en büyük adımı, hala düşünceleri sıkça tekrarlanan ve üzerine düşünülen, feminizm anlayışının belki de kurucusu sayabileceğimiz, Mary Wollstonecraft attı. Mary Wollstonecraft yazılarını, ‘kadınlık toplumsal bir kurgudur!’ düşüncesi temeline oturttu ve bugün ‘toplumsal cinsiyet’ kavramını altında konuştuğumuz kadın ve erkeğin rolleri üzerine açıklamalar yaptı. Ayrıca, Mary Wollstonecraft, kadın hakları konusunda toplantılar ve eylemler düzenleyerek kadınlara oy hakkı konusuna fazlaca dikkat çekmeye çalıştı.

*John Stuart Mill*

 

İngiltere’de 1867’de kadınlar oy hakkını kazanmak için bir imza kampanyası başlattı. Bu imza kampanyası dönemin ve siyaset tarihinin önemli düşünürlerinden olan John Stuart Mill’i fazlasıyla etkiledi ve Mill, Kadın Oy Hakkı Dernekleri Ulusal Federasyonu(National Union of Women’s Suffrage Societies) ile beraber kadınlara oy hakkı için yasa önerisinde bulundu fakat bu öneri reddedildi. Önerinin reddedilmesi oy hakkı kazanmak için uğraşan kadınları daha da ateşlendirdi ve hareketlerin şiddetlenmesine yol açtı.

*Punkhurst Kadınları*

 

1913 yılına gelindiğinde belki de birinci dalga feminizm en ses getirecek olayını yaşadı. Emily Davidson, kral ve kraliçenin de davetli olduğu bir at yarışında kendini piste attı ve oy hakkı anlamına gelen ‘Suffrage’ kelimesini bağırırken hayatından oldu. Onun bu hareketi nerdeyse bütün dünyada duyuldu. Zaten oy hakları için çalışmakta olan başta İngiliz kadınları onun bu hareketini yalnız bırakmadı ve başta ‘Punkhurst Kadınları’ olmak üzere birçok kadın kuruluşu seslerini iyiden iyiye yükseltmeye başladı. Bu duruma daha fazla sessiz kalamayan yönetim 1918 yılında 30 yaşının üzerinde ve belli miktarda mal sahibi olan kadınlara seçimlere katılma hakkı tanıdı.

‘Süfrajet hareketi’ olarak adlandırılan bu eylem nerdeyse dünyadaki tüm kadınları etkisi altına aldı. Her ne kadar kadınlar bu hakları çok farklı zamanlarda elde etseler de ‘Süfrajetler’in bu hakkı kazanmada ne kadar büyük etkisi olduğunu unutmamak gerekir.

*En son kadınlara oy hakkı sağlayan ülke Suudi Arabistan’dır. Suudi Arabistan’da kadınlar ilk kez 2011 yılında oy kullanabildi. *https://onedio.com/haber/suudi-arabistan-da-kadinlar-ilk-kez-oy-kullandi-640124